İçeriğe geç

Geliyorum hangi zaman ?

Geliyorum Hangi Zaman?

Hayatın bazı anları, tıpkı nehrin kenarındaki taşlar gibi, önümüze çıkar ve bazen de aniden suyun akışını değiştirir. Bazen bu taşlar, bize her şeyin ne kadar geçici olduğunu hatırlatır. Kayseri’de, küçük bir apartman dairesinde, yalnız başıma yaşadığım o anlarda düşündüğüm tek şey şuydu: “Geliyorum hangi zaman?” Zaman bazen uzak bir yer gibiydi. Ya da belki o kadar yakındı ki, bir nefeste kaybolacak gibi hissediyordum.

Kayseri’nin Soğuk Sokakları ve Geliyorum Hangi Zaman?

Soğuk bir kış sabahıydı. Kayseri’nin sokakları, karla kaplanmış ve gökyüzü gri. Beni geçmişin kuytularına, çocukluğuma götüren o sevimsiz soğuk, içimi sarmıştı. Her adımda bir parça daha kayboluyor gibiydim. O sabah, telefonuma gelen bir mesaj, beni bambaşka bir yere götürdü.

“Geliyorum hangi zaman?” yazıyordu mesajda. Aniden, geçmişin silüetleri gözümde canlandı. Bu cümleyi, uzun zaman önce, o çok sevdiğim insandan duymuştum. Bir zamanlar, bu söz bizim aramızdaki en özel cümleydi. Şimdi ise sadece bir soru, bir kaybolmuş zamanın yankısıydı.

Kalkıp pencereye yöneldim. Kayseri’nin, soğuk ve kasvetli havası, içimi sıkan bir ağırlık gibi üzerime çöküyordu. Hani bazen bir şeyin biteceğini bilirsiniz, ama yine de sonu bir türlü kabul edemezsiniz. İşte o an, geçmişin ve geleceğin kesiştiği o garip noktadaydım. “Geliyorum hangi zaman?” sorusu, tam da burada, aniden beliren bir fırtına gibi zihnimi sarhoş etmişti.

Geçmişin İzleri

Bir zamanlar birlikte yürüdüğümüz Kayseri sokaklarını hatırlıyorum. Her köşe başında, her sokağın dönemeçlerinde, her taşta adımız yazılıydı. Zamanın nasıl geçip gittiğini o kadar fark etmemişim ki. “Geliyorum hangi zaman?” sorusu, sadece bir soru değil, geçmişe duyduğum bir özlemdi.

Geçmişte birlikte paylaştığımız kahveler, uzun yürüyüşler ve tek bir gülüşle geçirdiğimiz saatler bir anda gözlerimin önüne geldi. Kayseri’deki o eski kafede her sabah buluşurduk. Havanın ilk soğuğu, beni hep ona doğru çekerdi. Ama her şeyin bir sonu olduğu gibi, bu güzel anların da bir sonu vardı. O zamanlar, “Geliyorum hangi zaman?” sorusu en güzel şekilde kalbimi çaldığında bile, o sorunun anlamı bambaşkaydı.

Bir Anlık Sükûnet ve Bekleyiş

Şimdi, Kayseri’nin en yüksek tepesine bakarken, tek düşündüğüm şey “geliyorum hangi zaman?” oldu. Zihnimde bu soruyu dönüp dururken, bir yandan da düşünmeye çalışıyordum: Zamanı ne kadar sahiplenebilirim? Zamanla mücadele etmek mi, yoksa zamanın beni nasıl taşıyacağını kabul etmek mi doğru olurdu?

İçim bir garip olmuştu, sanki yıllarca süren bir bekleyişin sonunda bulmuşum gibi hissediyordum. Bir bekleyiş vardı ama bu bekleyişin sonu, hiç kimseye anlatamayacağım kadar duygusal ve belirsizdi.

O anda aklıma, geçmişte verdiğimiz o sözler geldi: “Geliyorum hangi zaman?” İşte, o kadar uzun zaman sonra, bir kez daha bu soruyu kendime sormamın sebebi, belki de geçmişin kaybolmuş parçalarına ulaşma çabamdı. Bunu bir kez daha anladım: Zaman her şeyin başlangıcı, her şeyin sonuydur.

Yalnızlık ve İhtimaller

Bazen yalnızlık, insanın kalbinde uyanan bir yabancı gibidir. Herkesin bildiği bir ses gibi duyduğumuz ama yine de gerçek anlamını asla çözemediğimiz bir ses. Kayseri’nin karanlık sokaklarında yalnız başıma yürürken, o yabancı sesin içimde yankılandığını hissediyorum.

O an, aklımda bir soru daha belirdi: “Ya bu zaman, aslında gelmiyorsa?” Ya hiç gelmeyecekse? Ya, her şey aslında sadece hayalini kurduğum bir geçmişse ve ben geçmişin içinde sıkışıp kalmışsam?

Birçok ihtimal arasında kaybolmuştum. Ama yine de bu belirsizlik içinde bir huzur buldum. Çünkü geçmişin kaybolmuş zamanlarını ararken, aslında her şeyin bir yolculuk olduğunu fark ettim. Geliyorum hangi zaman? Belki zamanın ne kadar uzakta olduğunu sormak, gerçekte zamanın ne kadar yakınımda olduğunu anlamama sebep oluyordu.

Zamanın Şimdi ve Gelecekle Olan İlişkisi

“Geliyorum hangi zaman?” sorusuna takıldım ve bir süre o soruyu kendi içimde dönüp durdum. Zamanı hep çok uzun sanmıştım, bir ömür kadar uzak… Oysa zaman, bazen en kısa anlarda bile en büyük değişimleri yaratabiliyordu. Bunu fark ettiğimde, geçmişin acılarını ve umutlarını birlikte taşımanın aslında zamanla barış yapmayı gerektirdiğini anladım.

Şimdi, belki de zamanın cevapsız kalan soruları, bir bakıma en doğru cevaba ulaşmamı sağlıyordu. Bunu fark ettiğimde, içimdeki huzuru bir nebze buldum. Kayseri’nin sokaklarını yürürken, bir zamanların hayal kırıklığı ve belirsizliği kayboldu. Geçmişin ve geleceğin arasındaki o ince çizgide, her şeyin geçici olduğunu kabullenmek, bana huzuru getirdi.

Ve belki de asıl soru şu olmalıydı: “Geliyorum hangi zaman?” değil, “Zaman, beni nerede bulacak?”

Sonuç: Zaman ve Duyguların Dansı

Bazen, zamanın kaybolan anlarını geri almak isteriz. Geçmişin, özlemlerin, hataların ve umutların büyüsüyle karışan bu duygular bizi bir noktada bulur. Kayseri’de, karla kaplı sokaklarda yürürken, zamanın kaçıp gittiğini fark etmek bile bir huzur kaynağına dönüşebilir.

O yüzden, zamanla barışmak, geçmişin acılarını kabul etmek ve geleceği umutla beklemek, belki de en büyük anlamı taşıyan şeydi. “Geliyorum hangi zaman?” sorusu artık sadece geçmişin bir yankısıydı. Zamanın, her ne kadar sorularla dolu olsa da, bir şekilde yanıtını buluyordu. Ve bu yanıt, bazen sadece bir yürüyüş, bir nefes veya bir gülümseme kadar yakın olabiliyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
hiltonbet giriş