Faiz Neden Haram Kılınmıştır? Bir Genç Bakış Açısıyla
Faiz… Bazen hayatın parçası, bazen de karşımıza çıkmasıyla başımızı ağrıtan bir kavram. Hele bir de “faiz neden haram kılınmıştır?” diye soran biri varsa, bu soruyu hem ciddi bir şekilde düşünmemiz gerekebilir, hem de mizahi bir şekilde bir kenara atıp “Yine mi faiz!” diye iç çekebiliriz. Neyse, ben de İzmirli bir genç olarak hem kafamda fazla düşünürüm hem de arkadaşlarımla genelde espri yaparak durumu kurtarırım. Bu yazıyı yazarken de ikisini harmanlayacağım; hem biraz komik, hem de bir o kadar düşündürücü olacak. Hazırsanız başlıyoruz!
Faiz ve Ben: Çocukluk Hatıraları
Çocukken, annemin “faiz haramdır” dediğini duyduğumda, gözümde büyüttüğüm şeyi düşündüm: “Nasıl yani? Birisi birine para verecek ve sonra ondan fazlasını alacak? Bunu kimseye söylesem, kesin ‘oha’ der!” Gelişimsel olarak mantık yürütemediğimi kabul ediyorum, ama işin içinde haram meselesi olunca tabii, bir genç olarak kafa karıştırıcı oluyordu. Ama zamanla büyüdüm, biraz daha kafa patlatmaya başladım ve faiz hakkında daha derin bir anlayış geliştirmeye başladım. Bir noktada gerçekten anlamaya başladım ki, faiz neden haram kılınmıştır? Gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir konu!
Faizin Tarihçesi: Bu İş Nereden Çıktı?
Faiz, aslında eski çağlardan bu yana var olan bir kavram. Antik Roma’dan tutun da Orta Çağ’a kadar, insanlar faizle birbirlerine para verdiler. Ama elbette, o zamanlar da bir sürü insan buna karşıydı. Yani, o zamanlar da en az bizim kadar “ya ama neden?” diyen insanlar vardı. Hatta bazı tarihçiler, Orta Çağ’da faiz almanın neredeyse tüm Avrupa’da yasak olduğunu, kiliselerin faizle ilgili sert bir tutum sergilediğini söylüyor. Ama bizim konumuz biraz daha İslam’daki faiz yasağı ve “Faiz neden haram kılınmıştır?” sorusunun cevabına odaklanıyor.
Kur’an’da faizle ilgili açık bir yasak var. Bakara Suresi, 275. ayet bunu açıkça belirtiyor: “Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimseler gibi kalkarlar…” Ne demek yani? İşte tam burada, faiz, insanlara bir şekilde “haksız kazanç” sağlıyor. Faizle kazanç elde eden kişiler, karşılarındaki insanların zorluklarına kayıtsız şekilde kar sağlıyorlar. Durum böyle olunca, dini bir bakış açısından bakıldığında, adil olmayan bir kazanç yaratmak, “haksız kazanç” anlamına geliyor.
Bir arkadaşımın şu esprisi aklıma geliyor: “Kardeşim, faiz alacakken vicdanını kimseye satma. Faiz almak, tam olarak o vicdanı temizlik parasıyla değiştirmek gibi bir şey.” Bunu şaka olarak söylediyse de, içinde ciddi bir anlam var. Gerçekten de faiz, başkasının zor durumda olmasından faydalanmak demek.
Faiz ve Ahlak: Araba Parasıyla Gelen Kültürel Farklar
Bir gün İzmir’deki kafelerde bir arkadaşım bana faizle ilgili çok güzel bir örnek verdi. Dedik ki, “Faiz almak, insanın paranın parasını kazanmak istemesiyle ilgilidir. Aslında faiz, işin içinde insani bir değer barındırmaz. Bu yüzden İslam’da faiz yasaklanmıştır.” Durumu şöyle düşündüm: “Ya bir de ben sana hep ‘arabamı aldım, harika ama borçla’ falan diyorum ya, işte faizli araba parası tam olarak bu!”
Böyle örnekleri çevremde çok gördüm. Herkes kredi çekip arabasını alıyor ve faiz ödüyor. Ama faizli kredilerin her zaman, cebindeki paradan fazlasını alması da bir etik sorun yaratıyor. Tabii bir de şu gerçek var: “Para, bir noktada para doğurur!” Yani, cebine 100 lira koyduğunda, o 100 lira sürekli artmıyor. Ama faizle işler öyle değil; sen hiçbir şey yapmasan da, paranın üzerinden para kazanıyorsun. Bu yüzden de, “Dur bakalım, burada bir haksızlık var” diyorsun.
Faizin Sosyal Etkileri: Zenginler, Fakirler ve Orta Sınıf
İçimdeki sosyal gözlemciye sordum: Faiz neden haram kılınmıştır? Bu soruya daha toplumsal açıdan bakınca, işlerin bir anda çok daha net olduğunu fark ettim. Faiz, toplumdaki eşitsizliği artıran bir olgu. Bir yanda zenginler, faizle kazanç sağlarken, diğer tarafta düşük gelirli insanlar borçlarını ödeyebilmek için faizli kredilerle baş başa kalıyor. Böylece, toplumun zengin-fakir arasında daha büyük uçurumlar oluşuyor.
Arkadaşım Fikret bir gün bana dedi ki: “Ya, faizle kazanmak gibi bir şey var ama bir de var ki, borç alan kişi gerçekten sıkıntıya giriyor. Kredi kartının minimum ödeme tutarını ödeyebilmek için diğer borçları alması gerekiyor. Ama sonuçta faizli borç, o kişiyi sürekli sıkıştırıyor.” O kadar doğru ki! Sürekli borç batağında olmak, sadece ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir sorun. Kredi kartları, faizler, borçlar; bir noktada insanın hayatını kontrol etmek yerine, hayatını kontrol altına alır.
Haksız Kazanç ve Toplumsal Adalet
Şimdi bir de iç sesimi dinleyelim. “Bütün bu faizli düzen, adaletle ne kadar örtüşüyor ki?” diye soruyor kendi kendime. Gerçekten de, faiz sisteminin en temel sorunu şu: Toplumda adaletsiz bir gelir dağılımı yaratması. Faizle elde edilen kazanç, işin içine kar-zarar paylaşımını sokmuyor. Yani, bir kişi borçlanırken, diğer kişi faizle sadece para kazanıyor. Burada, faizli borçlanmanın aslında, toplumda daha fazla eşitsizliğe yol açtığını fark ediyorum.
Bir gün, yine arkadaşım Ahmet’in evinde otururken, şu espriyi yapmıştım: “Abi, faizli borç almayı falan geç, halkın şu ekonomik düzenin içinde bir de ‘kar-zarar ortaklığı’ olsa keşke. Bizim bankalar bir hayal, diğer bankalar bir hayal!” Gerçekten de, İslam’da olduğu gibi kar-zarar paylaşımına dayalı sistemler, insanları sadece alacaklı ya da borçlu yapmaz, aynı zamanda ortaklaştırır. Yani, bir sistemde adalet varsa, herkes kazançtan sorumludur. Faizli sistemde ise, sadece biri kazanırken, diğeri kaybeder.
Sonuç: Faiz Neden Haram Kılınmıştır?
Bütün bu düşünceler ve gözlemler bir araya geldiğinde, faizin neden haram kılındığı sorusuna yanıt şudur: Çünkü faiz, adaletsiz kazanç yaratır ve insanları zor durumda bırakır. Para kazanmak bir şeydir, ama başkalarının zorluklarından kazanç sağlamak başka bir şeydir. İslam, toplumsal adaleti savunur ve herkesin eşit şartlarda kazanç sağlaması gerektiğini vurgular.
Ben de bu yazıyı yazarken fark ettim ki, bazen fazlasıyla kafa patlatmak, doğru yanıtı bulmak için yeterli olmayabiliyor. Ama mizah da, olaylara başka bir açıdan bakmamı sağladı. Faiz, gerçekten de toplumun dengesini bozan bir unsurdur. Bizler de, bu tür sistemlere karşı daha dikkatli olmalı ve eşitlikçi bir düzen için çalışmalıyız.