İçeriğe geç

sosyal ortamda rahat olamamak ne anlama gelir ?

Sosyal Ortamda Rahat Olamamak Ne Anlama Gelir? İçimdeki Esprili Zihin ve Endişeli Kalp Arasında Sıkışmış Bir Genç Yetişkinin Düşünceleri

İzmir’de yaşıyorum, 25 yaşındayım ve esprili bir arkadaşım. Ama içimdeki bir ses her zaman “Acaba bu espri doğru mu?” diye sorar. Yani, insanlar gülüyor olabilir ama ben o espriyi yapmadan önce 3-5 kez düşündüm, planladım ve hatta bazen “Peki, ya kimse gülmezse?” sorusuyla boğuşurum. Gerçekten de, sosyal ortamda rahat olamamak bir şekilde hepimizin hayatında bir nokta da yaşadığımız bir şey. Ve bu, dışarıdan bakıldığında bazen tam bir dönemsel kriz gibi görünse de, aslında çoğu zaman içsel bir mücadeledir. Peki, sosyal ortamda rahat olamamak ne anlama gelir? Neden bazen kalabalıklarda kendimizi kasvetli hissederiz, o tatlı sohbetin içinde neden bazen konuşacak kelime bulamayız?

Bu yazıda, benim gibi esprili ama fazla düşünen birinin gözünden bu durumu anlatacağım. Hem güleceğiz hem de belki biraz empati yapacağız. Çünkü sosyal ortamlarda rahat olamamak, her geçen gün daha yaygın hale gelen bir konu ve çoğu zaman bizim içsel çatışmalarımızı yansıtır.

İçimdeki Esprili Zihin: “Her Şeyin Bir Havası Var”

Hadi başlayalım. Esprili bir tip olmamın yanında, “yok be, bana bir şey olmaz” diyenlerden değilim. Esprili olmam gerektiğini düşündüğüm anlarda bile içimden bir ses: “Hadi ama, dur, bak! Ne olur saçmalama. Sadece sessizce içkini yudumla, daha az dikkat çekersin.” Mesela bir arkadaşım bir anı anlatıyor, herkes gülüyor, ben de gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Gülsem, “bunu tam hatırladım” diye bağlamam gerek. Ama sonra aklımda binlerce düşünce sırayla diziliyor: “Bunu söylesem, hadi bakalım, gülecek mi? Yoksa kimse anlamaz mı?”

İçimdeki esprili zihin gerçekten çok yaratıcı, ama bazen biraz fazla hızlı düşünüyor. Kendime soruyorum: “Acaba bu espri yerinde mi? Herkesin benim gibi bir espri anlayışı olabilir mi?” Sadece şunu söyleyebilirim: Espri yapmaya çalışırken bile, aslında biraz kaygılandığımda, bir anda içimde “sosyal ortamda rahat olamamak” hissi uyanıyor. Hani birinin aniden gülüşünü görmek, o “tam zamanında” gelen espri… O, bir anda yere düşen kayıp notadan daha fazla heyecan verici olabiliyor. Ama bir türlü bu rahatlık hissini içimdeki “Kaygı canavarı”yla bağdaştıramıyorum.

Sosyal Ortamda Rahat Olamamak: Aniden Çekilen Tüylerim ve Dondurulan Cümleler

Geçenlerde arkadaşlarım bir araya gelmişti. İçlerinden biri bir espri yaptı, ben de hemen onun üzerine eklemek için kafamda cümle kurdum. Ama cümlem ne kadar düzgün olursa olsun, tüylerim diken diken oldu. Çünkü o kadar çok düşünüyorum ki, “İyi de ben ne yapıyorum?” diye kendime soruyorum. İç sesim hemen devreye giriyor: “Bu kadar çok düşündüğün an, sen zaten sohbette rahat değilsin. Daha doğal olman gerek!”

Ama ben doğal olmakta zorlanıyorum, bu yüzden sosyal ortamda rahat olamamak kelimesi tam olarak benim ruh halimi anlatıyor. Gülme reaksiyonlarını izlerken ya da sohbetlerin içine girmeye çalışırken “bunu yapmam gerek, şu anda bir espri yapmalıyım” dediğim an, birden içim boşalıyor ve cümlem söylenmeden donuyor. 5 saniyelik bir sessizlik başlıyor ve o sırada beynimde 1000 farklı senaryo canlanıyor: “Acaba ben buraya ait miyim?” Sosyal medya üzerinden her şey ne kadar kolay olsa da, insanları gerçek hayatta görmek daha farklı bir durum.

Bir başka anı hatırlıyorum. Arkadaşım gece planı yapıyor, hep birlikte dışarı çıkacağız. Bir yandan da içimdeki ses “Hadi ama, yine yapma, dışarıda insanlara neden bu kadar gergin görünüyorsun? Git, eğlen!” diyor. Ama her defasında bir şey eksik gibi hissediyorum. O kadar rahat olmam gereken bir ortamda, insanlarla kaynaşmaya çalışırken, gözlerimin bir noktada donması, bazen beni zor duruma sokuyor. O yüzden sosyal ortamlarda rahat olamamak, bazen sadece fiziksel değil, duygusal olarak da bir tıkanıklık oluyor.

İçimdeki Kaygı: “Sosyal Medyada Herkes Mi Mutlu?”

Sosyal ortamda rahat olamamak, bazen sosyal medya üzerinden de kendini gösteriyor. Takip ettiğimiz hesaplar, sürekli gülümseyen yüzler, her şeyin mükemmel görünmesi… İçimdeki kaygılı zihin şöyle diyor: “İnsanlar her şeyde neden bu kadar rahat? Herkes bu kadar mutlu olabilir mi?” Mesela bir arkadaşım, tatilden mükemmel fotoğraflar paylaşıyor. O kadar rahat ki, 5 dakikada o kadar çok şey paylaşabiliyor. Benimse aklımda şu soru dönüyor: “Bunu paylaşsam, kimse beğenmez, kimse takmaz!” Sosyal medya dünyanın her yerinde bizi izliyor, hepimizin güzel anlarını paylaştığı bir yer. Ama bir bakıyorum, kimse işin kaygılı tarafını, ya da rahat olamama halini paylaşmıyor. İçimdeki mühendis de diyor ki: “Bu durumun bilimsel bir açıklaması olmalı, herkesin bir arayış içinde olduğunu anlatacak bir model bulmalıyız!” Ancak sosyal medyada rahat olamamak, sadece dışarıdaki güzelliklere odaklanırken aslında kendi içsel kaygılarımızla baş başa kalmamızdan kaynaklanıyor.

Rahatlık Dediğimiz Şey: Belki de Herkesin Kendi Yolunda Bir Keşfi

Sonuçta, sosyal ortamda rahat olamamak bir çelişki hali. Bir yanda mizahi, esprili biri olmak, diğer yanda her hareketini düşünmek, kelimeleri seçmek… Hangi tarafın galip geleceğini kestiremiyorum. Ama bazen rahat olamamanın, bir keşif süreci olduğunu düşünüyorum. Bazen de insanlara yaklaşmanın en iyi yolu, onlarla ortak bir nokta bulmak, onlara gülmeyi ve rahatlamayı öğretmektir. Bir diğer deyişle, “rahat olamamaktan” çıkan bu kaygıyı, belki de sosyal ortamda doğru şekilde yerleştirmek gerekir.

Sosyal ortamda rahat olmak, aslında rahat olmamaya da izin vermek demektir. İçimdeki esprili zihin ve kaygılı tarafım, bu çelişkiyi hala çözmeye çalışıyor ama, belki de soruyu doğru sormak gerekiyor: “Sosyal ortamda rahat olmak için ne kadar kaygılanmak gerekir?” Bunu keşfetmek ise, biraz zaman alacak gibi görünüyor… Ama o zaman geldiğinde, belki de en rahat halimle size kahkaha atabilirim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
hiltonbet giriş